Hande, Gülhane Parkı’nın Sarayburnu’na doğru uzanan ulu çınar ağaçlarının dökülen sarı yaprakları arasında adımlarını sürürken sırtındaki ağır deri çantayı omzuna iyice yerleştirdi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arşivcilik ve Dokümantasyon Bölümü’nden mezun olduktan sonra, Tarihi Yarımada’daki Osmanlı dönemi harita ve paftalarının tipografik envanterini çıkaran bağımsız bir sahaf projesinde araştırmacı olarak göreve başlamıştı. Ancak projeyi fonlayan koleksiyoner, satın aldığı sahte haritalar yüzünden büyük bir hukuki krize girince dükkânın kapısına mühür vuruldu. Hande hem altı aydır döktüğü alın terinin karşılığını alamadı hem de arşiv incelemeleri için kiraladığı yüksek çözünürlüklü tarayıcı ve mercek setinin borcuyla tek başına kaldı.
Ekim ayının dondurucu poyrazı Boğaz’dan süzülüp parkın asırlık ağaçlarının arasında uğuldayarak geçerken, cebinde kalan son birkaç bozuk parayla ne yapacağını düşünüyordu. Cağaloğlu’nda kiraladığı küçük oda için ev sahibi gün bitmeden ödeme yapılmazsa eşyalarını sokağa atacağını söylemişti. Kucağındaki su geçirmez kılıfta sadece el yazması harita paftaları, büyüteci ve kişisel eşyaları vardı. Parkın sur duvarlarına bakan ahşap banklarından birine oturdu. Şehrin bu tarihi ve sakin köşesinde, sarayın gölgesinde kendini yapayalnız ve çaresiz hissediyordu.
Gözyaşlarını silip çantasından çizim defterini ve kaligrafi kalemini çıkardı. Bankın üzerinde, Gülhane Parkı’nın tarihi sınırlarını ve sur kapılarını eski harita çizim teknikleriyle, tüy kalemle çin mürekkebi kullanarak kâğıda dökmeye başladı. Mürekkep kâğıda işledikçe içindeki çaresizlik yerini mesleki bir hırsa bırakıyordu. O sırada parkın akşam kapanış saatinden önce son devriyesini yapan ve Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri’nden geç saatte çıkan kıdemli bir paleograf ve harita uzmanı, bankın üzerinde profesyonel mizanpajla harita çizen Hande’yi fark etti. Kâğıttaki hat pürüzsüzlüğünü ve Osmanlıca harita terimlerindeki doğruluğu gören akademisyen, genç kadına Devlet Arşivleri bünyesinde yürütülen tarihi harita restorasyon projesinde uzman tasnifçi olarak çalışma imkânı sağladı. Hande, Gülhane Parkı’nın asırlık ağaçları altında İstanbul’un ona pes etmeme gücünü bahşettiğini anladı.
Anadolu Hisarı Göksu Kıyısında Islak İllüstrasyonlar
Melis için İstanbul, Anadolu Hisarı’nın hemen yanından geçen Göksu Deresi’nin durgun sularına vuran ahşap sandalların gölgesinden ibaretti. Güzel Sanatlar Fakültesi Çizgi Film ve Animasyon Bölümü mezunuydu; İstanbul’un semt efsanelerini ve kaybolan çocuk masallarını dijital illüstrasyonlarla resimli kitap haline getiren bağımsız bir çocuk yayıncılığı girişimi kurmuştu. Ancak yayın kurulunda ortaklık yaptığı grafik tasarımcı, matbaa basımı için toplanan fonları ve telif haklarını kendi üzerine geçirerek bir gecede ortadan kayboldu. Melis hem aylardır göz nuru dökerek hazırladığı elliden fazla dijital sahne çizimiyle ortada kalmış hem de matbaaya verilen basım sözleşmesinin yasal muhatabı durumuna düşmüştü.
Gecenin saat üçünde, Göksu Deresi’nin Boğaz’la buluştuğu noktadaki ahşap hobi balıkçı iskelesinin basamağında oturuyordu. Sonbahar yağmuru derenin yüzeyine damlarken, üzerindeki ince hırka sırılsıklam olmuştu. Kandilli’de kaldığı pansiyonun odasını boşaltmak zorunda kalmış, yanına sadece grafik tabletini, sulu boya takımını ve fırçalarını alabilmişti. Cebinde sadece bir sonraki günün dolmuş parasına yetecek kadar bozuk para kalmıştı. Derenin kapkara sularını izlerken, masa başındaki tüm emeklerinin bir gecede yok olması içini yakıyordu.
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.