Maslak’ın gökdelenlerle çevrili, plazalar arası sert rüzgârların uğuldadığı geniş bulvarına akşam karanlığı çökerken, Sarıyer’deki ticaret meslek lisesinin son ders zili çaldı. On yedi yaşındaki Ayla, okul formasının üstüne geçirdiği yıpranmış kabanını iliştirip çantasının askılarını omzunda sabitledi. Sınıf arkadaşlarının İstinyePark’a veya sahile doğru yürüyüşüne katılmadan, metro durağının yanındaki kırk katlı modern bir iş merkezinin heybetli cam kapılarına doğru adımlarını hızlandırdı.
Ayla, iki yıl önce babasının ani vefatının ardından iki küçük kardeşi ve kronik böbrek hastası annesiyle yaşam mücadelesi veren bir lise son sınıf öğrencisiydi. Evin kirasını ve kardeşlerinin okul harçlıklarını çıkarabilmek için hafta içi her gün ders bitiminde Maslak’taki uluslararası bir lojistik firmasının idari sekreterlik bölümünde akşam sekreteri olarak çalışıyordu.
Plazanın yirminci katındaki büro; sürekli çalan çok hatlı telefonların gürültüsü, fotokopi makinalarının monoton vızıltısı, keskin kahve ve toner kokusuyla kaplı kasvetli bir ortamdı. Ayla’nın buradaki görevi; akşam saatlerinde gelen onlarca evrağı tarayıp sisteme girmek, yönetici odalarının ve toplantı salonlarının dosya düzenini sağlamak, gelen kargo ve kuryeleri kabul edip ilgili birimlere zimmetlemekti. Saatlerce bilgisayar ekranına bakmaktan gözleri kan çanağına döner, topuklu ayakkabılar içinde durmaktan ayak tabanları sızlar ve sürekli dosya tasnif etmekten parmak uçları kâğıt kesikleriyle dolardı.
Ayla’nın en büyük arzusu ise Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü kazanıp bu plazalarda bir gün kendi kararlarını alan bir yönetici olmaktı. Danışma deskindeki bilgisayar ekranının hemen yanına şeffaf föy içinde İngilizce kelime kartları ile YKS Tarih ve Coğrafya notlarını gizlice yerleştirmişti. Bir yandan gelen mailleri dosyalayıp evrakları tararken, bir yandan da göz ucuyla Osmanlı diplomatik tarihi notlarını ve ingilizce bağlaçları zihninden adımlıyordu. Arkadaşları evlerinde test çözerken, o, klavye tıkırtılarının ortasında geleceğini tırnaklarıyla kazıyordu.
O akşam, Londra ve Singapur ofislerine yetiştirilmesi gereken elli klasörlük gümrük ve navlun raporlarının taranıp dijital arşive yüklenmesi son ana kaldı. Bürodaki kıdemli sekreter mesaisi bitince çıkınca, tüm tarama, kontrol ve arşivleme işi Ayla’nın omuzlarına bindi. Gece saat onu geçtiğinde gözleri yorgunluktan kapanıyor, parmakları klavyede basamaz hale geliyordu. Maslak’ın soğuk ve ıslak caddesine çıkıp otobüs durağına doğru yürürken bacakları yorgunluktan titriyordu; fakat cebindeki günlük yevmiyesi ve çantasına koyduğu bitirilmiş test fasikülüyle İstanbul’un devasa gökdelenlerine gururla gülümsedi.
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.