Marmara’dan esen soğuk kasım rüzgârı Sarıyer sahilini dövüp Büyükdere Caddesi’ndeki asırlık çınarların son sarı yapraklarını savururken, Çayırbaşı yakınlarındaki bir Anadolu lisesinin son ders zili çaldı. On yedi yaşındaki Yeşim, okul ceketinin üzerine giydiği deve tüyü rengi kaşe montunun önünü kapatıp ağır ders kitaplarıyla dolu çantasının askılarını omzunda düzeltti. Sınıf arkadaşlarının Sarıyer sahildeki çay bahçelerinde oturup sıcak salep içme davetlerini nazik bir tebessümle geri çeviren genç kız, adımlarını Büyükdere Caddesi üzerinde yer alan, XIX. yüzyıl sonundan kalma iki katlı tarihi ahşap bir binadaki uluslararası botanik mirası ve Boğaziçi endemik florası arşiv acentesine doğru hızlandırdı.
Yeşim, yedi ay önce babasını Belgrad Ormanı’ndaki tarihi bentlerin su kanalı restorasyonu esnasında meydana gelen çamur kaymasında kaybettikten sonra ailesinin tüm sorumluluğunu üstlenmişti. Kireçburnu’nun dik yokuşlarındaki kiralık bodrum katın masraflarını ödemek, kronik KOAH hastası annesinin buhar cihazı giderleri ile ortaokula giden küçük kız kardeşinin okul harçlıklarını karşılayabilmek için hafta içi her gün ders bitiminde bu acentede akşam sekreteri ve herbaryum envarter tescil personeli olarak çalışıyordu.
Acentenin içi; kurutulmuş yaprak ve toprak kokuları, bitki koruyucu özel solüsyonlar, Osmanlı dönemi botanik illüstrasyon paftaları ve yüksek çözünürlüklü tarayıcıların ritmik vızıltısıyla kaplı son derece vakur, şık ve yüksek tempolu bir mekândı. Yeşim’in görevi; Edinburg, Cenevre ve Kew Gardens merkezli botanik miras enstitülerinden gelen Boğaziçi lale ve kardelen türlerine ait DNA-mikroskop analiz raporlarını sisteme girmek, Orman Genel Müdürlüğü me Koruma Kurulu kararlarını klasörlemek, gelen uluslararası kuryeleri karşılayarak bitki kurutma kâğıdı nem belgelerini teslimat defterine kaydetmekti. Saatlerce ekran karşısında katalog kodlarını doğrulamaktan gözleri kurur, şık görünmek zorunda olduğu topuklu ayakkabılar içinde ayak tabanları sızlar ve dev herbaryum albümlerini raflara taşımaktan kolları ile sırtı ağrırdı.
Yeşim’in en büyük arzusu ise İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü’nü kazanıp İstanbul’un tehlike altındaki endemik florasını koruyan uzman bir botanikçi me akademisyen olmaktı. Sekreterlik masasının altındaki çekmecede YKS Sayısal özet kartları ile Biyoloji-Kimya ders föyleri hazır beklerdi. Bir yandan dahili telefon hatlarını bağlayıp kurye zimmetlerini onaylatırken, diğer yandan çekmecedeki organik kimya, kalıtım ve hücresel solunum sorularını zihninden çözmeye çalışırdı.
O akşam, Atatürk Arboretumu özel sergisi için Cenevre’deki Uluslararası Botanik Mirası Konseyi’ne gönderilecek yetmiş beş parçalık Acil Herbaryum Akreditasyon Dosyası’nın taranması, kodlanması ve e-imza portalına yüklenmesi son ana kaldı. Şirketin kıdemli operasyon sekreteri acil bir canlı numune alımı için Polonezköy sahasına gidince, tüm tarama, kontrol, kodlama ve arşiv yükleme işi Yeşim’in omuzlarına bindi. Gece saat onu geçtiğinde elleri kâğıt kesiklerinden sızlamaktan hissizleşmiş, bacakları yorgunluktan titriyordu. Ahşap binanın kapısını kilitleyip Sarıyer Otobüs Durağı’na doğru yürürken cebindeki günlük yevmiyesi ve çantasındaki bitirilmiş test fasikülüyle İstanbul’un soğuk gecesinde kendi geleceğini inşa etmenin gururunu taşıyordu.
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.