İçeriğe geç
Şehir Rehberi

Selin’in Karaköy’deki Fotoğraf Sınavı

"Siz gençler her şeyi şu küçücük kutulara hapsediyorsunuz kızım. Hafıza dediğin kâğıda, cama, taşa kazınırsa ölmez. Bak benim bu atölye seksen yıllık; ne yangınlar gördü ama fikir ölmedi. Hafızayı makinede değil, bakışında taşıyorsun."

Şubat ayının sisli ve dondurucu bir sabahında, Karaköy’ün tarihi Fransız Geçidi’nin soğuk taş duvarları arasında Selin, omzundaki ağır fotoğraf makinesi çantasıyla adımlarını çabuklaştırıyordu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fotoğraf Bölümü son sınıf öğrencisi olan Selin, memleketi Rize’den getirdiği kıt kanaat imkânlarla İstanbul’da ayakta kalmaya çalışıyordu. Tophane’nin arka sokaklarında, rutubeti duvarlarından sızan küçücük bir bodrum katında kalıyor; geceleri dijital fotoğraf düzenlemeleri yaparak hem ev kirasını çıkarıyor hem de mezuniyet projesi için malzeme biriktiriyordu.

O gün hayatının gidişatını değiştirebilecek büyük bir yarışmanın teslim günüydü. Uluslararası bir kültür vakfı, "İstanbul’un Gizli Hafızası" konulu yarışmanın birincisine yurt dışı bursu ve Sanat Portalı’nda kişisel sergi imkânı sunuyordu. Selin, haftalardır sur diplerinden han odalarına kadar kentin kaybolmaya yüz tutmuş zanaatkârlarını belgelemiş, son fotoğraflarını bastırmak için Karaköy’deki emektar bir karanlık odaya doğru yola çıkmıştı.

Ancak Karaköy İskelesi’nin yakınlarında, rüzgârın şiddetini artırmasıyla birlikte tarihi hanın çatısından kopan fırtına birikintisi ve harç parçaları Selin’in tam yanına düştü. Anlık bir refleksle kendini kenara atan Selin, ıslak ve yağlı parke taşlarının üzerine kapaklandı. Sert düşüşün etkisiyle çantasından fırlayan dizüstü bilgisayarı ve haftalardır üzerinde çalıştığı dijital harici diski çamurlu su birikintisine yuvarlandı.

Selin, dondurucu soğuğun ortasında dizlerinin üzerine çöküp ıslak diske sarıldı. Cihazı çalıştırmayı denediğinde ne ışığı yanıyor ne de içinden bir ses geliyordu. Yüzlerce saatlik emek, uykusuz geceler, zanaatkârların hikâyeleri ve kurduğu tüm gelecek hayalleri bir anda o çamurlu suyun içinde yok olup gitmişti. Ağlamaktan göz pınarları kuruyan genç kız, İstanbul’un bu acımasız ve umursamaz kalabalığı içinde yapayalnız kaldığını hissetti.

O sırada geçidin köşesinde yıllardır fırçasıyla ahşap tabelalar boyayan, mahallenin "Tabelacı Nuri" lakaplı emektar ustası kızı fark etti. Hemen dükkânından çıkıp Selin’i kolundan tuttu, dumanı tüten bir çay bardağı eşliğinde sıcacık atölyesine aldı. Nuri Usta, kızın çaresizce anlattığı durumu dinledikten sonra gülümsedi ve köşedeki eski analog makineleri gösterdi:

Dış referanslar

Kaynaklar

Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.

  1. guvenlibulusmarehberi.icuguvenlibulusmarehberi.icu