Mecidiyeköy’ün devasa plazalarının gölgesinde, metrobüs durağının insan seline karıştığı o sıkışık akşamüstü saatlerinde Leyla, baş ağrısını hafifletmek için şakaklarını ovdu. Dikey yükselen cam binaların arasında gökyüzü sadece dar bir şerit halinde görünüyordu. Anadolu yakasındaki ücra bir mahalleden çıkıp her gün buradaki kurumsal bir hukuk bürosunda Stajyer Avukat olarak çalışmaya geleli üç ay olmuştu. Ancak büyük hayallerle adım attığı bu finans merkezi, ona sadece bitmek bilmeyen mesailer ve tükenmişlik sunmuştu.
Leyla’nın mücadelesi ne bir resim fırçasıyla ne de bir enstrümanlaydı; onun savaşı, plaza katlarının soğuk koridorlarında, asgari ücretin bile altına denk gelen komik bir stajyer maaşıyla hayatta kalmaktı. Ailesi memlekette onun büyük bir avukat olduğunu sanıp gururlanırken, Leyla akşam yemeklerini marketlerin indirimli reyonlarından topladığı konservelerle geçiştiriyordu. Üstelik kıdemli avukatların üzerindeki baskıyı ona yıkması yüzünden geceleri masasında sabahlıyor, evine giden son otobüsü defalarca kaçırıyordu.
O akşam, haftalardır üzerinde çalıştığı devasa bir tazminat dosyasının son incelemelerini bitirmişti. Kıdemli ortağın odasına girdiğinde, adam dosyaya şöyle bir bakıp dosya kapağındaki kendi adını işaret etti: "Güzel iş Leyla, yarınki duruşmada ben sunacağım, sen arkada not alırsın." Emeğinin tek bir cümleyle elinden alınması, aylardır biriken yorgunluğun üzerine son damla oldu. Hak ettiği payı alamamak, bu şehirde görünmez kılınmak canını her şeyden çok yakıyordu.
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.