Marmaray durağının hemen yanındaki meslek lisesinin kapıları açıldığında saat tam dört buçuktu. Damla, ders biter bitmez önlüğünü çantasına tıkıp Bakırköy’ün ara sokaklarındaki eski bir imalathaneye doğru yola koyuldu. On yedi yaşındaki Damla, tek başına ayakta durmaya çalışan annesinin ev kirasına ve kendi eğitim masraflarına katkıda bulunabilmek için haftanın beş günü okul çıkışı çalışıyordu.
Atölye, yüksek sıcaklıkta çalışan fırınların bulunduğu, tozu ve ısısı eksik olmayan bir cam ve seramik imalathanesiydi. Damla’nın görevi; fırından çıkan sıcak seramik objeleri zımparalamak, sırlamak ve sevkiyat için hassas ambalajlarla kutulamaktı. Atölyedeki yüksek ısı yüzünden nefets almak zorlaşır, zımpara tozları gözlerini ve boğazını yakardı. Ağır seramik kolilerini taşımaktan bilekleri ve sırtı sürekli ağrırdı.
Damla mimarlık okumak istiyordu. Çalışırken bir yandan da yetenek sınavlarına ve üniversite maratonuna hazırlanıyordu. Atölyenin arka tarafındaki koli istiflerinin arasında kendine küçük bir alan yaratmıştı. Sırlama malzemelerinin kurumasını beklediği 10-15 dakikalık kısa aralarda, çizim defterini açıp perspektif karalamaları yapıyor, trigonometri soruları çözüyordu. Parmakları zımpara tozundan nasır bağlamış olsa da elindeki kurşun kalemi tutarken asla pes etmiyordu.
O gün, yurt dışına yetiştirilmesi gereken büyük bir seramik siparişi için acil mesai gerekti. Usta, yüzlerce hassas vazonun geceye kadar paketlenmesini istedi. Damla, fırın sıcaklığının ve tozun ortasında saatlerce ara vermeden çalıştı. Ağır kutuları kaldırıp yükleme alanına taşırken elleri su topladı. Gece saat onda imalathanenin kepenkleri inerken yorgunluktan ayakta durmakta güçlük çekiyordu. Yine de tren durağına yürürken, kendi çabasıyla inşa ettiği geleceğin bu zorluklardan çok daha güçlü olduğuna inanıyordu.
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.