Maslak’ın devasa gökdelenlerinin tepesine ve Büyükdere Caddesi’nin tünellerinden yukarıya vuran keskin ekim poyrazı, Atatürk Kent Ormanı’nın sararan yapraklarını savururken, Sarıyer’deki bir anadolu lisesinin son ders zili çaldı. On yedi yaşındaki Bahar, okul ceketinin üzerine giydiği lacivert şişme montun fermuarını çekip ağır sırt çantasının askılarını omuzlarında sıkılaştırdı. Sınıf arkadaşlarının plazaların altındaki cafelerde kahve içme tekliflerini tebessümle reddederek, adımlarını İTÜ Ayazağa metro çıkışına yakın, kırk katlı çelik-cam bir plazanın yirmi ikinci katında yer alan uluslararası rüzgâr enerjisi yatırım ve ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) raporlama acentesine doğru hızlandırdı.
Bahar, sekiz ay önce babasını Boğaz’daki bir deniz altı kablo döşeme şantiyesinde yaşanan yüksek gerilim trafo arızasında yitirdikten sonra kronik astım hastası annesi ve ilkokula giden küçük erkek kardeşinin tüm geçim yükünü omuzlamıştı. Gültepe’deki eski bir binanın kiralık daire masraflarını ödemek, annesinin her ay yenilenen oksijen tüpü ve nefes açıcı ilaçlarının masrafını karşılayabilmek için hafta içi her gün ders bitiminde bu acentede akşam sekreteri ve uluslararası enerji yatırımları tescil kayıt personeli olarak çalışıyordu.
Büro; taze demlenmiş bitki çayı, rüzgâr türbini proje haritaları, yüksek hızlı tarayıcılar ve plotter cihazlarının ritmik vızıltısıyla kaplı son derece vakur, kurumsal ama yüksek tempolu bir mekândı. Bahar’ın görevi; Danimarka ve Almanya merkezli yeşil enerji fonlarından gelen rüzgâr santrali kurulum şartnamelerini sisteme işlemek, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ÇED onay dosyalarını kodlarına göre klasörlemek, gelen uluslararası kuryeleri karşılayarak rüzgâr hızı analiz raporlarını teslimat defterine kaydetmekti. Saatlerce ekran karşısında megavat değerlerini, desibel sınırlarını ve patent sicil numaralarını doğrulamaktan göz pınarları kurur, topuklu ayakkabılar içinde ayak tabanları sızlar ve dev arşiv klasörlerini üst raflara taşımaktan kolları ile sırtı ağrırdı.
Bahar’ın en büyük arzusu ise İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Bölümü’nü kazanıp yenilenebilir enerji şebekeleri ve akıllı rüzgâr türbinleri tasarlayan vizyoner bir mühendis olmaktı. Sekreterlik masasının altındaki çekmeceye YKS Sayısal özet kartlarını ve Fizik-Matematik ders föylerini gizlice yerleştirmişti. Bir yandan dahili telefon hatlarını yönlendirip kurye zimmetlerini yaparken, göz ucuyla çekmecedeki alternatif akım devreleri, integral ve türev sorularını zihninden çözüyordu. Arkadaşları evlerinde rahatça test çözerken, o, klavye tıkırtıları ve dev türbin projelerinin ortasında geleceğini tırnaklarıyla kazıyordu.
O akşam, Çanakkale Boğazı açıklarında kurulacak yeni nesil bir offshore rüzgâr çiftliği için hazırlanan yetmiş beş parçalık Acil ÇED Akreditasyon Dosyası’nın taranması, numaralandırılması ve e-imza portalına yüklenmesi son ana kaldı. Şirketin kıdemli operasyon sekreteri acil bir saha denetimi için Silivri şantiyesine gidince, tüm tarama, kontrol, kodlama ve arşiv yükleme işi Bahar’ın omuzlarına bindi. Gece saat onu geçtiğinde elleri kâğıt kesiklerinden sızlamaktan hissizleşmiş, bacakları yorgunluktan titriyordu. Plazanın döner kapısını kilitleyip Ayazağa metro durağına doğru yürürken cebindeki günlük yevmiyesi ve çantasındaki bitirilmiş test fasikülüyle İstanbul’un dondurucu gecesinde kendi geleceğini inşa etmenin gururunu taşıyordu.
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.